
Kim ne yaparsa yapsın, Siyonistlerin işbirlikçileri medya aracılığıyla bu milletin zihnini ne kadar dönüştürmeye çalışırsa çalışsın, "Mü'minler elbette kardeştir" ilahi düsturunu, "Mü'minler bir vücudun uzuvları gibidir. Vücudun bir yerindeki arıza hepsini rahatsız eder" Peygamberi düsturunu hiçbir güç yok edemez. Bu milletin kanında dolaşan, bu milletin maneviyatına sirayet eden değerleri hiç kimse yok edemez.

Filistinliler, üzerlerine tanklarla, mermilerle, havanlarla gelen İsrail'e karşı taşlarla cevap veriyorlar. Oysa taş, Yahudilerin "millî" silahıdır. Hz. Davud (a.s.), Yahudilere eziyet eden ve kimsenin karşısına çıkamadığı dev Golyad'ın karşısına çıkıp, onu attığı taşlarla yere sermiştir. Aradan geçen binlerce yıl sonra İntifada, Filistin'i işgal eden siyonist Yahudilerin Golyad'ın cephesinde, kendilerine soykırım uygulanan Müslüman Filistinlilerin ise Hz. Davud (a.s.)'ın cephesinde olduğunun temsilidir.
İntifada, Golyad'la Hz. Davud (a.s.)'ın adeta yeniden savaşımıdır. İntifada ile başlayan taş atmak eylemi, siyonist Yahudilere:
"- Siz golyad'ın askerlerisiniz" dediği için Yahudiler kudurmuşcasına hırslanmaktadırlar.

Filistin tüm yalnız bırakılmışlığına rağmen, binlerce yıldır olduğu gibi bugün de savaşmaya devam ediyor. İşgalcilerin kanlı şarlatanlıklarına karşı direnişin şanlı bayrağını dalgalandırıyor. Ancak bu sadece Filistinlilerin direnişi değildir. Bu direniş Mekke'nin; Medine'nin; İstanbul'un, bu direniş Saraybosna'nın; Şam'ın; İsfahan'ın direnişidir. Bu direniş Millet-i İbrahim'in, Ümmet-i Muhammed'in direnişidir. Kırılan her kol bizim kolumuz, yere düşen her şehit bizim şehidimizdir

Hz. Peygamber(sav) bir hadislerinde;
"Müslümanlarla Yahudiler cenk etmedikçe kıyamet kopmaz. Hatta Yahudi, bir taş ve ağacın arkasına gizlenir de taş ve ağaç (Allah'ın takdiri ile) Ey Müslüman! Şu Yahudi benim arkamda (saklanmakta)dır. Gel de onu öldür diyecek. Ancak ĞARKAD müstesna! Zira o Yahudi ağacındandır" buyurarak son dünya savaşının kimler arasında olacağını beyan buyuruyor. Biz Müslümanlar bu savaşı
KIYAMET SAVAŞI olarak adlandırırken, Yahudiler de buna
ARMAGEDON savaşı adını veriyorlar.
1.5 milyon nüfuslu Gazze 1.5 milyarlık islam alemine çok ama çok önemli bir ders veriyor. Mücadele nedir? Kararlılık nedir? Azim nedir? Hakka adanmak nedir? Açlığın pençesinde boğuşmak nedir? Tüm evlatlarını ve eşini kaybeden bir annenin hissiyatı nedir? Beyni paramparça olmuş kardeşini elleriyle taşıyan bir insanın acısı nedir?
Bu yaşananları sindirilmiş Müslüman anlayamaz. Diyalog safsatasıyla beslenen ve küffarı dost kabul edenler anlayamaz. Yenilginin müslümanlar üzerinde mutlak olduğunu düşünenler anlayamazlar.

Rabbimiz farklı zaman ve dönemlerde insanlığı çeşitli vesilelerle imtihan ettiği gibi, bugün bizleri de Filistin intifadasıyla imtihan ediyor. Geçmiş kavimler gibi helak olmak istemiyorsak, başımızdaki türlü belaları def etmek istiyorsak, safımızı netleştirmeli ve elimizdeki tüm imkanlarla, her neyimiz varsa maddi-manevi imkanlarımızla en gür sesimizle Gazze’nin yanında, aynı acıyı paylaştığımızı ilan etmeli ve yaratanımıza armağan etmeliyiz.

Farkındamısınız? 8 gündür devam eden saldırılarda bir tane bile gazzeli kardeşimiz sınır kapısına dayanıp, kurtar beni ey Mısır demiyor. Kaçmak istiyorum, kurtulmak istiyorum demiyor. Bıktım ezilmekten, canımdan olmaktan, sevdiklerimden yoksul bırakılmaktan bıktım demiyor.
Diyorlar ki;
Gel ey şehadet gel. Seni çok özledim.İşte bu yüzden bugünlerde ebabilleri görürsek şaşırmayalım, bedir’in destekçilerini görürsek şaşırmayalım, İbrahim’in karıncasını görürsek şaşırmayalım.

Elbette direnişin her dönemde ve aşamada desteğe ihtiyacı vardır. Zulüm arttığı ve acımasız ambargo koşulları gün geçtikçe dayanılmaz hale geldiği, işgalci düşmanın mücahid ve direnişçi yiğit evlatlarımıza karşı kendi içimizden birilerini satın alarak pozisyonunu güçlendirmeye kalkıştığı kritik zamanlarda kendimize yakınlarımızın, bizden bildiklerimizin zulme kayıtsız kalmaları insana her şeyden daha acı vermektedir. İşte böylesine zorlu bir süreçte direnişe destek olmak ancak, direnişin dayanaklarına bağlı kalarak, haklarımızdan asla ödün vermeden yorgun düşmüş bedenlerimizi ayağa kaldırarak, şeytanın vesveseleri ve ikiyüzlü münafıkların yıldırmalarına karşı her seferinde azmimizi bileyerek direnişi bir sonraki aşamalara taşıma kararlılığını göstererek mümkündür.

“Ne kadar zaman sürerse sürsün, yıllar, seneler ne kadar uzarsa uzasın davetçi rabbine kavuşuncaya kadar çizgisine kararlılıkla bağlı kalmalıdır. Eninde sonunda davetçi iki şeyden birini başarmış olacaktır. Ya hedefine ulaşacak ya da şehadete kavuşacaktır. “Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” (Ahzap: 33/23) Evet, zaman her şeyi gösterecektir. Yolumuz, engebeleri ve zorlu süreçleri olan uzun bir yol olmasına karşın bizleri maksadımıza kesinkes ulaştıracak ve büyük mükafatların ve çok hoş, benzersiz güzelliklerin yer aldığı cennete götürecek tek yoldur.”

Kimliklerini ve kalemlerini şeytana satmış, her seferinde ümmetin düşmanlarının safında yer alan taraflı medya yayınları ve propagandaları asla sizleri aldatmasın. Siyonist entrikalara ve düşmanlarının isteklerine boyun eğmeleri için kuşatılmış olan soydaşlarınız, insanlıkta ve dinde kardeşlerinize haklı davalarında destek olma noktasında sessiz kalmayı sindiremeyen vicdanınızın çığlığına kulak verin.